1) Zur Person des Vortragenden:
Rechtsanwalt und Vorsitzender Richter am Bayerischen Landessozial-gericht a.D. ANTON RUBENBAUER kann vor allem in den Bereichen des Sozial- und Sozialversicherungsrechts auf eine 30-jährige berufliche Erfahrung als Richter zurückgreifen. Seit 1976 erfüllt er fortlaufend Lehraufträge für Bürgerliches Recht und Sozialrecht an der Fachhoch-schule Würzburg-Schweinfurt. Seit 2009 ist er auch in der Anwaltskanzlei EMRE HIZLI & KOLLEGEN als Rechtsanwalt tätig.
Zu seinen Schwerpunkten gehört vor allem das Medizin- und Versicherungsrecht, mit Bezügen zum Zivilrecht.
Damit deckt Rechtsanwalt Rubenbauer im Wesentlichen alle Rechtsfragen ab, die etwa im Bereich der Arztpraxen, sonstiger Praxen und der Apotheken anfallen.
Hier geht es im engeren Sinne um Ausgestaltung der Rechtsbeziehungen zwischen Arzt und Patient, öffentlich-rechtliche Rechtsbeziehungen zur Ausübung des ärztlichen und zahnärztlichen Berufes, Meldewesen, Arzthaftung, Honorierung von Privatpatienten, arztspezifische Rechtsgebiete aus dem Sozialversicherungsrecht, etwa Kassenzulassung, Honorierung für Allgemeinpatienten, weiter aus dem Berufsrecht sowie spezielle Regelungen zur Ausübung des ärztlichen Berufes.
Im weiteren Sinne gehört dazu auch das Krankenhausrecht, das Recht der Pflegeberufe, das Recht der Apotheken und das Pharmarecht.
Zivilrechtlich geht es vor allem um Verträge, die etwa im Bereich einer Arztpraxis, einer Apotheke notwendig werden können (Eheverträge, Erbverträge, Arbeitsverträge, Kaufverträge, Mietverträge etc.)
2) Grundzüge des Arzthaftungsrecht
Definition Behandlungsfehler
Rechte u. Pflichten hinsichtlich der
Dokumentation
Aufklärungspflichten durch den Arzt
Medizinische Begutachtung
Beurteilung der Kausalität
Verteilung der Beweislast
Zivilrechtliche Haftungsgrundlagen
Art und Umfang des Schadenersatzes
Fragen der Zuhörer
HINWEIS:
Die Informationen stellen keine Rechtsberatung dar und haben keinen Anspruch auf Vollständigkeit und Aktualität .
Sollten Sie in einem strafrechtlichen Ermittlungsverfahren beschuldigt werden, wäre es grundsätzlich ratsam, folgende Rechtstipps zu beachten:
1. Beachten und nutzen Sie in jedem Falle Ihr Schweigerecht, wenn Sie sich nicht absolut sicher entlasten können. Machen Sie keine Aussage bzw. lassen Sie sich auf keinerlei Gespräche mit der Polizei ein. Lassen Sie sich von keinen Zugeständnissen leiten. Sie müssen nur die Angaben zu Ihren persönlichen Daten (Name, Adresse, nicht zur Tat !) machen. Alles, was Sie bei der Polizei sagen, kann gegen Sie verwendet werden. Eine Verteidigung ist dann nur noch unter erschwerten Bedingungen oder gar überhaupt nicht mehr möglich.
2. Jede aktive Mitwirkung an der Aufklärung strikt verweigern; z. B. keine Schriftprobe und keine Mitwirkung an einem Stimmenvergleich leisten.
3. Niemals ohne Anwalt zu einer Vernehmung oder erkennungsdienstlichen Behandlung gehen. Vorher in jedem Falle den Anwalt konsultieren.
4. Im Falle der Festnahme:
- Sofort den Anwalt Ihres Vertrauen kontaktieren. Dabei muss die Polizei behilflich sein; wenn notwendig, muss Ihnen die Telefonnummer des anwaltlichen Notdienstes genannt werden.
- Keinesfalls eine Aussage ohne vorherige Besprechung mit dem Anwalt leisten.
Durchsuchung: Was tun ?
Sollten Ihre Räumlichkeiten durchsucht werden, beachten Sie bitte grundsätzlich folgende Rechtstipps:
Wenn ein Strafverteidiger verständigt wurde:
Tutuklama, suç şüphesi altında bulunan kişinin özgürlüğünün kısıtlanmasıdır.Tutuklama bir tedbirdir. Şüphelinin suç işlediği kuvvetle muhtemel ise tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiriyle ölçülü olmaması halinde tutuklama kararı verilemez. Örneğin sadece varsayım üzerine tutuklama kararı verilemez. Ya da şüpheli en çok altı ay hapis veya en çok 180 günlük para cezası ile cezalandırılacak bir fiili işlemekle şüpheliyse, genel olarak delilleri karartma olasılığı kararına dayanarak tutuklama kararı verilemez. Fakat zanlı daha önce birkez kaçmış ise veya kaçma girişiminde bulunmuş ise ya da Almanya´da sabit bir ikametgahı bulunmuyorsa kaçma ihtimali gözetilerek tutuklama kararı verilebilir.
Yakalanan şüpheli susma hakkını kullanırsa sanki kendini suçu gizliyormuş gibi hisseder ve bu şekilde rahatsız olur. Halbuki hukuki bilgiye sahip olmadığı için soruşturma evresinde savcı tarafından açılmış olan dosyayı görüp incelemek gibi bir şansı da olmadığı için susma hakkını kullanması yerindedir, Alman ceza yasasına göre şüphelinin susma hakkı düzenlenmiştir ve susma hakkını kullanan kişilere herhangi bir olumsuz sonuç öngörülmemiştir. Dolayısıyla susma hakkı kanunla güvenceye de alınmıştır. Bu durumda avukat ile birlikte hareket etmek hukuki menfaatlerin korunması açısından yerinde olacaktır. Bu sebeple kendisine karşı ceza hukundan doğan herhangi bir işlem başlatılmış kişi en kısa zamanda bir avukata danışmalıdır. Yalnızca avukat herhangi bir kurumda bulunan evraklara bakma yetkisine sahiptir ve böylece de müvekkili ile birlikte yapılan suçlamalara karşı dava sırasında ya da hazırlık soruşturması sırasında etkili bir strateji ortaya koyma şansı bulunmaktadır.
TUTUKLAMANIN ŞARTLARI
Esas olarak her tutuklamada ağır şüphe ile beraber tutuklama nedeni olmalıdır. Ancak birtakım suçlarda ( adam öldürme , cinsel,suçlar v.s ) sadece ağır şüphe de yeterli olabilir.
1.Ağır suc şüphesi ve tutuklama nedeni.
2.Tutuklama nedenleri şunlardır:
a)Zanlının kaçmış veya saklanmış olduğu durumunun tespiti
b)Kaçma tehlikesi
c)Delilleri karartma tehlikesi (genel olarak)
d)Ağır ve müteselsil suçlarda
e)Orantılılık ilkesi
Eğer suç işleyen şahsa karşı daha hafif önlemler tutuklamanın gereğini yerine getiriyorsa, yani tutuklamayla alınacak sonuç başka usüllerle de alınabiliyorsa tutuklama kararı uygulamadan kaldırılabilir. Tabi ki suçu nazara alarak hürriyeti bağlayıcı ceza asıl davada kuvvetle muhtemelse tutuklama kararı verilmesi olasıdır. Bu tür konularda avukatın devreye geçmesi önemlidir.
Örneğin; belirli bir ikametgahı olan birinin ancak belirli bir şahıs denetiminde dışarı çıkabilmesi ya da sürekli karakola gelip imza atması, veya oturduğu yeri yetkili makama haber vermeden terkedememesi, veya belirli bir kefalet mükellefiyeti konabilir. Eğer zanlının bu mükellefiyetleri yerine getireceği beklenirse ceza hakimi tutuklamanın kaldırıldığına ya da icra edilmemesine hükmedebilir.
Tutuklu kendisi ya da avukatı aracılığıyla tutuklama nedenlerinin oluşup oluşmadığını araştırma hakkına sahiptir. Hakim sözlü mütalaadan sonra kararı verir. Geçerli suç şüphesinin olup olmadığı sorusu gündeme gelirse tutuklamanın ne kadar gerekli olduğu ve geçerli suç şüphesi kararının verilip verilmemesi gerektiği araştırılmalıdır. Karar zanlının aleyhine verildiği takdirde zanlı, tutuklamanın incelenmesini (Haftprüfung) ya da tutuklama kararına karşı itiraz (Beschwerde) edebilir.
Tutuklama için yeterli delillerin olmadığı sabit ise, tutuklama araştırması başarılı olmamışsa yazılı olarak tutuklama itirazı yapılabilir. Burada amaç tutuklama kararının kaldırılması veya geçici olarak yerine getirilmemesidir. İtiraz başvurusu yapılmadığı ve tutuklama süresi 3 aydan fazla sürdüğü takdirde tutuklamanın incelenmesi re`sen yapılması ve talep üzerine tutukluya bir avukat atanması gerekir.
Hukuk devleti olan Almanya`da sosyal kurumları, insanların başvurularını birçok konuda yalnış olarak reddetmektedirler. Hak sahibi bunu bilmeli ve de gereken tedbirleri almalı. Bu yazıda sosyal hukukunda açıklamak istediğimiz özel bir konu vardır:
1. Sosyal haklar ile ilgili başvuruların reddi
Ekonomik kriz devam etmektedir. Bu bağlamda insanın, aslında olumlu olan başvurusu icabında pek acele redd edilebilir. Özel olarak bu günlerde hukukun dışında verilen kararlar söz konusudur. İfademiz sosyal hukuk alanında aşağı yukarı her sigorta bölümünde (emeklilik sigoratası, hastalık sigortası, kaza sigortası v.s.) geçerlidir.
Örnekler verecek olursak;
kaza sigortası, bir sigorta durumunda (iş kazası ya da meslek hastalığı) hekim tedavisi, gerekli ilaç, sargı malzemesi, şifa verici önlemler ve hastane ya da rehabilitasyon kurumu masraflarını üstlenmesi gerekiyor iken, yetkili kurumlar sigorta kurumun maddi durumunu nazara alarak başvuruları pek acele ve birçok konularda reddediyorlar.
Hasta sigortalar, geçen yillarda maddi sıkıntıları yaşayarak yasal yardımları gittikçe kısıtlamışlardır.
Emeklilik sigortası ise, özel olarak iş gücü kaybı nedeniyle emeklilik konusu dikkate alınması gerekir. Bu bağlamda iş gücü kısmi kaybından ötürü emeklilik hakkı enteresandır. Kısmi iş gücü kaybı, sigortalının sağlık nedenlerinden ötürü çalışma yetisinde azalma yaşaması ve bundan ötürü genel iş piyasasının olağan şartları altında günde en azından altı saat çalışamaması durumunda söz konusudur. Birçok davada kısmi iş gücü kaybı tartışılıyor.
Bizim görüşümüze göre bu tartışmanın sebepleri her zaman hukuki değildir. Açık konuşmak gerekiyor ise sigorta tarafından verilen kararlar, ne yazık ki birçok davada hukukun dışında maddi sebeplerden dolayı sigortalının aleyhine verilmektedir.
Ekonomik kriz, bu durumu insanların aleyhine artırmıştır. Buna benzer durumlarda hukuk düzeninin müdaafası söz konusudur.
Alınması gereken tedbirler:
Gerekir ise itiraz edip mahkemelere başvurulması lazım. Zaten ekonomik krizi var iken bu durumu kabul etmek hiç bir şekilde mantıklı değildir.
30 yıl boyunca Sosyal Hukukunda ağırlıklı faaliyet`te ve bundan sonra Emre Hızlı & Kolllegen Hukuk Bürosunda Türk ve Türk kökenli insanlara hizmet`te bulunan bir avukat olarak, sosyal hakların özellikle bu günlerde aranması gerektiğini hatırlatmak isterim. Gerekir ise avukat tutup itiraz edilmesi veya mahkemeye başvurup dava açılması tavsiye edilir. Davacı, bir idari kararın iptalini ya da değiştirilmesini, ya da reddedilen bir idari işlemin kaldırılmasını talep ediyorsa, esas itibariyle ilk önce yetkili makam ya da yetkili sosyal sigorta kurumu nezdinde bu idari işleme karşı itiraz etmek zorundadır. Bu itiraz, idari işlemin duyurulmasından sonra en geç bir ay içersinde işlemi yapan merciye sunulmaktadır. Mahkeme dışı itirazlar başarısız olduğu takdirde sosyal mahkemede dava açabilirsiniz. Dava dilekçesi, bölgenizde yetkili sosyal mahkemeye sunulmalıdır. İtiraz dilekçenize karşı verilen kararın duyurulmasından sonra bir ay içersinde dava dilekçenizi ibraz etmeniz gerekmektedir.
2. Sonuç:
Her ne kadar ekonomik krizi olsa da bile uygulanması gereken kanunda var olan hak, var olduğu sürece prosedürü ile birlikte kabul ve icra edilmesi lazım. Hak haktır.
01.01.2002 tarihinden itibaren yürürlükteki şiddete karşı koruma kanunun amacı şiddet eylemine ve takipe karşı özel hukuki olanakların sağlanması ve iyileş-tirilmesidir.
Şiddet sadece bedensel saldırı anlamına gelmez; aynı zamanda kasıtlı müessir fiilin, sıhhatın ve hürriyetin ihlâlin tehdit edilmesi de şiddet anlamına gelmektedir.
İlgili kanun sadece evdeki yaşanan şiddeti mi kastediyor?
Şiddete karşı koruma kanunu her şiddete karşı korumaktadır; yani komşunuzun veya başka birinin size karşı şiddet kullanması yeterlidir, eşiniz veya arkadaşınız olması şart değildir.
Şiddete karşı alınacak ilk tedbirler:
Bir mağdur şiddete uğradığı gün hemen polise, savcıya veya avukata gitmeli ve suçu ihbar etmelidir. Aynı günde yaraların saptanması için doktora gitmelidir, çünkü doktorun vereceği rapor delil gösterme konusunda ispat edici belgelerden biridir.
Polis hangi koruma tedbirleri alabilir?
Şiddet eyleminden mağdur olan veya olabilecek kişi zaruret halinde kendini korumak istiyor ise polis failin aleyhine temas ve yaklaşma yasağı verebilir. İşbu tedbir ancak 14 günlüğüne alınabilir. Mağdur daha uzun süreli temas veya yaklaşma yasağı istediği takdirde yetkili mahkemye başvurması ve haklarını talep etmesi lâzım. Ağır hallerde polis faili gözaltına alabilir.
Mahkeme hangi koruma tedbirleri alabilir?
Mahkeme, şiddete uğrayan kişilere müştereken kullanılan konutu failin konuta girmesini yasaklayarak tahsis eder ve bundan başka tedbirleri alabilir.
1. Konutun tahsisi:
Mağdur, müştereken kullanılan konutun tahsisini gerekir ise hakkaniyete aykırı sertliğinden kaçabilmesi için talep edebilir. Örneğin, aynı evde yaşayan çocuğun esenliğine halel verilir ise hakkaniyete aykırı sertliği meydana gelmektedir. Şiddete karşı koruma kanunu sadece evli olan eşler için değil, müştereken kullanılan konutta yaşayan ve evli olmayan çiftler için de geçerlidir. Fakat konutun sadece kısa bir zamanda müştereken kullanılması yeterli değildir.
Bu bağlamda mağdur, ilgili kanuna göre sadece belirli bir süre için konutun tahsisini talep edebilir. Konutun tahsisine karar verilir ise fail konutun kullanılmasını zorlaştıracak eylemlerinden kaçınmalıdır.
Konutun tahsisi failin menfaatlerinin esaslı surette sınırlandırılması ile bir sertlik meydana getirir ise tahsis talebi mümkün değildir. Örneğin, failin meskensiz durumuna düşmesi ispat edilir ise ilgili talep mümkün değildir.
2. Mahkemece failin aleyhine verilen yasaklar:
Fail mahkemenin vermiş olduğu yasakları ihlâl eder ise ne olur?
Fail, mahkemenin vermiş olduğu ve icra edebilecek karara aykırı davranır ise ilgili kanun gereğince hürriyeti bağlayıcı ceza ile veya para cezası ile cezalandırabilir.
Siz bir şiddet mağduru musunuz ve hakkınızı savunmak istiyor musunuz?
Bu durumda sizin haklarınızı ayrıntılı olarak açıkladıktan sonra savunabiliriz. Bizden başka bir çok kamu kuruluşları da şiddet konusunda danışma ve yardım hizmetleri sunmaktadır.
Bir avukata danışmanız veya mahkemeye başvurmanız için paranız mı yok?
Avukatın veya mahkemenin masraflarını karşılamanız mümkün değil ise danışma masrafları yardımı ve adli yardımından faydalanabilirsiniz. Ancak kişisel ve maddi durumunuz özel şartlara tâbidir. Bu konuda da size yardımcı olabiliriz.
(Stand 2013)
Die Türkei hat in den letzten zehn Jahren eine enorme Entwicklung hingelegt. Beispielsweise ist das Bruttoinlandsprodukt pro Kopf im Jahr 2002 von 3.500 US-Dollar auf knapp 11.000 US-Dollar in 2011 gestiegen. Die Rate für das Wirtschaftswachstum hat 2010 bei 9,2 % und 2011 bei 8,5 % gelegen. Auch das Exportvolumen hat sich in den neun Jahren von 36 auf 135 Mrd. US-Dollar verbessert. In diesem Wachstum liegen Chancen begründet, welche der deutsche Exporthandel nutzen sollte.
EMRE HIZLI & KOLLEGEN sehen sich als Brücke zwischen den Wirtschaftsnationen Deutschland und Türkei. Wir sehen uns als neutrale Moderatoren zwischen den beiden Märkten. Wir sprechen die Sprachen beider Lände, Barrieren werden durch interkulturelle Kompetenzen überwunden. Bei alledem födern wir aktiv die Wirtschaftsbeziehungen beider Länder, allerdings mit einem besonderen lokalen Akzent, soweit es Deutschland, genau gesagt die Metropolregion Nürnberg betrifft. Unser Unternehmen verfügt über starke Netzwerke und Verbindungen, die genutzt werden können. Im Vordergrund stehen natürlich unsere juristischen Dienstleistungen und Kompetenzen, die wir Ihnen gerne anbieten, vor allem in den Bereichen des Unternehmesrechts (etwa Gesellschaftsrecht, Arbeitsrecht, Steuerrecht).
Aus einem Vortrag des Rechtsanwalts Emre Hizli im Außenhandelsausschuss der Industrie- und Handelskammer für Mittelfranken, den er auch in seiner Funktion als ehemaliger Vorsitzender des deutsch-türkischen Unternehmerverbandes in der Europäischen Metropolregion Nürnberg, kur TIAD (vgl. www.tiad.de / Vorsitzendentätigkeit von Januar 2010 bis Mai 2015), gehalten hat (Quellenhinweis: es wurden auch Daten der TD-IHK herangezogen):
(27 Mio. Besucher 2009, die meisten aus Deutschland mit 4,5 Mio.)
Bevölkerungsstruktur
Positives Deutschlandbild in der Türkei
Rechtsanwalt EMRE HIZLI bietet Vorträge und Seminare für Unternehmer, Kammern, Wirtschaftsämter und sonstige Stellen an. Anfragen sind zu richten an Diese E-Mail-Adresse ist vor Spambots geschützt! Zur Anzeige muss JavaScript eingeschaltet sein! .
Schwerpunktmäßig geht es hierbei um folgende Themen:
Beispielhaft verweisen wir auf folgende Veranstaltungen, bei denen Rechtsanwalt EMRE HIZLI als kompetenter Referent zu unterschiedlichen Themen eingeladen wurde.
a. Praktisches Arbeitsrecht für Unternehmer
b. Rechtliche Rahmenbedingungen bei Existenzgründungen
c. Steuerrechtliche Tipps für Unternehmer türkischer Herkunft (v.a. für Gastronomen und freiberuflich Tätige)
d. Gewaltschutz und Scheidungsrecht für türkische Frauen in Deutschland
e. Türkisches Familienrecht
f. Türkisches Erbrecht
g. Allgemeine Einführung in das Asyl- und Ausländerrecht
h. Ausänderrecht mit europarechtlichen Bezügen bei türkischen Staatsangehörigen
Copyright © Rechtsanwalt EMRE HIZLI
Anwaltskanzlei EMRE HIZLI & KOLLEGEN, Königstorgraben 7, 90402 Nürnberg
Telefon: 0911 - 27 43 2 - 0, Telefax: 0911 - 27 43 2 - 10, info@ra-hizli.de
