Startseite Slideshow
https://www.ra-hizli.de/images/slideshow/20JahreEmreHizli.jpg
Kanzlei mit Unternehmenskultur
http://www.ra-hizli.de/kanzlei/kanzlei-unternehmenskultur.html
Rechtsfragen mit Bezug zur Türkei
http://www.ra-hizli.de/kanzlei/rechtsfragen-mit-bezug-zur-t%C3%BCrkei.html
Wirtschaft in Deutschland und in der Türkei
Vorträge und Seminare
http://www.ra-hizli.de/information/vortr%C3%A4ge-und-pr%C3%A4sentationen.html
Besondere Netzwerkkompetenzen
Internationales Privatrecht: Deutschland - Türkei
http://www.ra-hizli.de/kanzlei/deutsch-t%C3%BCrkische-rechtsverkehr.html
Rechtsberatung
1) Zur Person des Vortragenden:
Rechtsanwalt und Vorsitzender Richter am Bayerischen Landessozial-gericht a.D. ANTON RUBENBAUER kann vor allem in den Bereichen des Sozial- und Sozialversicherungsrechts auf eine 30-jährige berufliche Erfahrung als Richter zurückgreifen. Seit 1976 erfüllt er fortlaufend Lehraufträge für Bürgerliches Recht und Sozialrecht an der Fachhoch-schule Würzburg-Schweinfurt. Seit 2009 ist er auch in der Anwaltskanzlei EMRE HIZLI & KOLLEGEN als Rechtsanwalt tätig.
Zu seinen Schwerpunkten gehört vor allem das Medizin- und Versicherungsrecht, mit Bezügen zum Zivilrecht.
Damit deckt Rechtsanwalt Rubenbauer im Wesentlichen alle Rechtsfragen ab, die etwa im Bereich der Arztpraxen, sonstiger Praxen und der Apotheken anfallen.
Hier geht es im engeren Sinne um Ausgestaltung der Rechtsbeziehungen zwischen Arzt und Patient, öffentlich-rechtliche Rechtsbeziehungen zur Ausübung des ärztlichen und zahnärztlichen Berufes, Meldewesen, Arzthaftung, Honorierung von Privatpatienten, arztspezifische Rechtsgebiete aus dem Sozialversicherungsrecht, etwa Kassenzulassung, Honorierung für Allgemeinpatienten, weiter aus dem Berufsrecht sowie spezielle Regelungen zur Ausübung des ärztlichen Berufes.
Im weiteren Sinne gehört dazu auch das Krankenhausrecht, das Recht der Pflegeberufe, das Recht der Apotheken und das Pharmarecht.
Zivilrechtlich geht es vor allem um Verträge, die etwa im Bereich einer Arztpraxis, einer Apotheke notwendig werden können (Eheverträge, Erbverträge, Arbeitsverträge, Kaufverträge, Mietverträge etc.)
2) Grundzüge des Arzthaftungsrecht
Definition Behandlungsfehler
Rechte u. Pflichten hinsichtlich der
Dokumentation
Aufklärungspflichten durch den Arzt
Medizinische Begutachtung
Beurteilung der Kausalität
Verteilung der Beweislast
Zivilrechtliche Haftungsgrundlagen
Art und Umfang des Schadenersatzes
Fragen der Zuhörer
HINWEIS:
Die Informationen stellen keine Rechtsberatung dar und haben keinen Anspruch auf Vollständigkeit und Aktualität .
Sollten Sie in einem strafrechtlichen Ermittlungsverfahren beschuldigt werden, wäre es grundsätzlich ratsam, folgende Rechtstipps zu beachten:
1. Beachten und nutzen Sie in jedem Falle Ihr Schweigerecht, wenn Sie sich nicht absolut sicher entlasten können. Machen Sie keine Aussage bzw. lassen Sie sich auf keinerlei Gespräche mit der Polizei ein. Lassen Sie sich von keinen Zugeständnissen leiten. Sie müssen nur die Angaben zu Ihren persönlichen Daten (Name, Adresse, nicht zur Tat !) machen. Alles, was Sie bei der Polizei sagen, kann gegen Sie verwendet werden. Eine Verteidigung ist dann nur noch unter erschwerten Bedingungen oder gar überhaupt nicht mehr möglich.
2. Jede aktive Mitwirkung an der Aufklärung strikt verweigern; z. B. keine Schriftprobe und keine Mitwirkung an einem Stimmenvergleich leisten.
3. Niemals ohne Anwalt zu einer Vernehmung oder erkennungsdienstlichen Behandlung gehen. Vorher in jedem Falle den Anwalt konsultieren.
4. Im Falle der Festnahme:
- Sofort den Anwalt Ihres Vertrauen kontaktieren. Dabei muss die Polizei behilflich sein; wenn notwendig, muss Ihnen die Telefonnummer des anwaltlichen Notdienstes genannt werden.
- Keinesfalls eine Aussage ohne vorherige Besprechung mit dem Anwalt leisten.
Durchsuchung: Was tun ?
Sollten Ihre Räumlichkeiten durchsucht werden, beachten Sie bitte grundsätzlich folgende Rechtstipps:
Wenn ein Strafverteidiger verständigt wurde:
Tutuklama, suç şüphesi altında bulunan kişinin özgürlüğünün kısıtlanmasıdır.Tutuklama bir tedbirdir. Şüphelinin suç işlediği kuvvetle muhtemel ise tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiriyle ölçülü olmaması halinde tutuklama kararı verilemez. Örneğin sadece varsayım üzerine tutuklama kararı verilemez. Ya da şüpheli en çok altı ay hapis veya en çok 180 günlük para cezası ile cezalandırılacak bir fiili işlemekle şüpheliyse, genel olarak delilleri karartma olasılığı kararına dayanarak tutuklama kararı verilemez. Fakat zanlı daha önce birkez kaçmış ise veya kaçma girişiminde bulunmuş ise ya da Almanya´da sabit bir ikametgahı bulunmuyorsa kaçma ihtimali gözetilerek tutuklama kararı verilebilir.
Yakalanan şüpheli susma hakkını kullanırsa sanki kendini suçu gizliyormuş gibi hisseder ve bu şekilde rahatsız olur. Halbuki hukuki bilgiye sahip olmadığı için soruşturma evresinde savcı tarafından açılmış olan dosyayı görüp incelemek gibi bir şansı da olmadığı için susma hakkını kullanması yerindedir, Alman ceza yasasına göre şüphelinin susma hakkı düzenlenmiştir ve susma hakkını kullanan kişilere herhangi bir olumsuz sonuç öngörülmemiştir. Dolayısıyla susma hakkı kanunla güvenceye de alınmıştır. Bu durumda avukat ile birlikte hareket etmek hukuki menfaatlerin korunması açısından yerinde olacaktır. Bu sebeple kendisine karşı ceza hukundan doğan herhangi bir işlem başlatılmış kişi en kısa zamanda bir avukata danışmalıdır. Yalnızca avukat herhangi bir kurumda bulunan evraklara bakma yetkisine sahiptir ve böylece de müvekkili ile birlikte yapılan suçlamalara karşı dava sırasında ya da hazırlık soruşturması sırasında etkili bir strateji ortaya koyma şansı bulunmaktadır.
TUTUKLAMANIN ŞARTLARI
Esas olarak her tutuklamada ağır şüphe ile beraber tutuklama nedeni olmalıdır. Ancak birtakım suçlarda ( adam öldürme , cinsel,suçlar v.s ) sadece ağır şüphe de yeterli olabilir.
1.Ağır suc şüphesi ve tutuklama nedeni.
2.Tutuklama nedenleri şunlardır:
a)Zanlının kaçmış veya saklanmış olduğu durumunun tespiti
b)Kaçma tehlikesi
c)Delilleri karartma tehlikesi (genel olarak)
d)Ağır ve müteselsil suçlarda
e)Orantılılık ilkesi
Eğer suç işleyen şahsa karşı daha hafif önlemler tutuklamanın gereğini yerine getiriyorsa, yani tutuklamayla alınacak sonuç başka usüllerle de alınabiliyorsa tutuklama kararı uygulamadan kaldırılabilir. Tabi ki suçu nazara alarak hürriyeti bağlayıcı ceza asıl davada kuvvetle muhtemelse tutuklama kararı verilmesi olasıdır. Bu tür konularda avukatın devreye geçmesi önemlidir.
Örneğin; belirli bir ikametgahı olan birinin ancak belirli bir şahıs denetiminde dışarı çıkabilmesi ya da sürekli karakola gelip imza atması, veya oturduğu yeri yetkili makama haber vermeden terkedememesi, veya belirli bir kefalet mükellefiyeti konabilir. Eğer zanlının bu mükellefiyetleri yerine getireceği beklenirse ceza hakimi tutuklamanın kaldırıldığına ya da icra edilmemesine hükmedebilir.
Tutuklu kendisi ya da avukatı aracılığıyla tutuklama nedenlerinin oluşup oluşmadığını araştırma hakkına sahiptir. Hakim sözlü mütalaadan sonra kararı verir. Geçerli suç şüphesinin olup olmadığı sorusu gündeme gelirse tutuklamanın ne kadar gerekli olduğu ve geçerli suç şüphesi kararının verilip verilmemesi gerektiği araştırılmalıdır. Karar zanlının aleyhine verildiği takdirde zanlı, tutuklamanın incelenmesini (Haftprüfung) ya da tutuklama kararına karşı itiraz (Beschwerde) edebilir.
Tutuklama için yeterli delillerin olmadığı sabit ise, tutuklama araştırması başarılı olmamışsa yazılı olarak tutuklama itirazı yapılabilir. Burada amaç tutuklama kararının kaldırılması veya geçici olarak yerine getirilmemesidir. İtiraz başvurusu yapılmadığı ve tutuklama süresi 3 aydan fazla sürdüğü takdirde tutuklamanın incelenmesi re`sen yapılması ve talep üzerine tutukluya bir avukat atanması gerekir.
Hukuk devleti olan Almanya`da sosyal kurumları, insanların başvurularını birçok konuda yalnış olarak reddetmektedirler. Hak sahibi bunu bilmeli ve de gereken tedbirleri almalı. Bu yazıda sosyal hukukunda açıklamak istediğimiz özel bir konu vardır:
1. Sosyal haklar ile ilgili başvuruların reddi
Ekonomik kriz devam etmektedir. Bu bağlamda insanın, aslında olumlu olan başvurusu icabında pek acele redd edilebilir. Özel olarak bu günlerde hukukun dışında verilen kararlar söz konusudur. İfademiz sosyal hukuk alanında aşağı yukarı her sigorta bölümünde (emeklilik sigoratası, hastalık sigortası, kaza sigortası v.s.) geçerlidir.
Örnekler verecek olursak;
kaza sigortası, bir sigorta durumunda (iş kazası ya da meslek hastalığı) hekim tedavisi, gerekli ilaç, sargı malzemesi, şifa verici önlemler ve hastane ya da rehabilitasyon kurumu masraflarını üstlenmesi gerekiyor iken, yetkili kurumlar sigorta kurumun maddi durumunu nazara alarak başvuruları pek acele ve birçok konularda reddediyorlar.
Hasta sigortalar, geçen yillarda maddi sıkıntıları yaşayarak yasal yardımları gittikçe kısıtlamışlardır.
Emeklilik sigortası ise, özel olarak iş gücü kaybı nedeniyle emeklilik konusu dikkate alınması gerekir. Bu bağlamda iş gücü kısmi kaybından ötürü emeklilik hakkı enteresandır. Kısmi iş gücü kaybı, sigortalının sağlık nedenlerinden ötürü çalışma yetisinde azalma yaşaması ve bundan ötürü genel iş piyasasının olağan şartları altında günde en azından altı saat çalışamaması durumunda söz konusudur. Birçok davada kısmi iş gücü kaybı tartışılıyor.
Bizim görüşümüze göre bu tartışmanın sebepleri her zaman hukuki değildir. Açık konuşmak gerekiyor ise sigorta tarafından verilen kararlar, ne yazık ki birçok davada hukukun dışında maddi sebeplerden dolayı sigortalının aleyhine verilmektedir.
Ekonomik kriz, bu durumu insanların aleyhine artırmıştır. Buna benzer durumlarda hukuk düzeninin müdaafası söz konusudur.
Alınması gereken tedbirler:
Gerekir ise itiraz edip mahkemelere başvurulması lazım. Zaten ekonomik krizi var iken bu durumu kabul etmek hiç bir şekilde mantıklı değildir.
30 yıl boyunca Sosyal Hukukunda ağırlıklı faaliyet`te ve bundan sonra Emre Hızlı & Kolllegen Hukuk Bürosunda Türk ve Türk kökenli insanlara hizmet`te bulunan bir avukat olarak, sosyal hakların özellikle bu günlerde aranması gerektiğini hatırlatmak isterim. Gerekir ise avukat tutup itiraz edilmesi veya mahkemeye başvurup dava açılması tavsiye edilir. Davacı, bir idari kararın iptalini ya da değiştirilmesini, ya da reddedilen bir idari işlemin kaldırılmasını talep ediyorsa, esas itibariyle ilk önce yetkili makam ya da yetkili sosyal sigorta kurumu nezdinde bu idari işleme karşı itiraz etmek zorundadır. Bu itiraz, idari işlemin duyurulmasından sonra en geç bir ay içersinde işlemi yapan merciye sunulmaktadır. Mahkeme dışı itirazlar başarısız olduğu takdirde sosyal mahkemede dava açabilirsiniz. Dava dilekçesi, bölgenizde yetkili sosyal mahkemeye sunulmalıdır. İtiraz dilekçenize karşı verilen kararın duyurulmasından sonra bir ay içersinde dava dilekçenizi ibraz etmeniz gerekmektedir.
2. Sonuç:
Her ne kadar ekonomik krizi olsa da bile uygulanması gereken kanunda var olan hak, var olduğu sürece prosedürü ile birlikte kabul ve icra edilmesi lazım. Hak haktır.
01.01.2002 tarihinden itibaren yürürlükteki şiddete karşı koruma kanunun amacı şiddet eylemine ve takipe karşı özel hukuki olanakların sağlanması ve iyileş-tirilmesidir.
Şiddet sadece bedensel saldırı anlamına gelmez; aynı zamanda kasıtlı müessir fiilin, sıhhatın ve hürriyetin ihlâlin tehdit edilmesi de şiddet anlamına gelmektedir.
İlgili kanun sadece evdeki yaşanan şiddeti mi kastediyor?
Şiddete karşı koruma kanunu her şiddete karşı korumaktadır; yani komşunuzun veya başka birinin size karşı şiddet kullanması yeterlidir, eşiniz veya arkadaşınız olması şart değildir.
Şiddete karşı alınacak ilk tedbirler:
Bir mağdur şiddete uğradığı gün hemen polise, savcıya veya avukata gitmeli ve suçu ihbar etmelidir. Aynı günde yaraların saptanması için doktora gitmelidir, çünkü doktorun vereceği rapor delil gösterme konusunda ispat edici belgelerden biridir.
Polis hangi koruma tedbirleri alabilir?
Şiddet eyleminden mağdur olan veya olabilecek kişi zaruret halinde kendini korumak istiyor ise polis failin aleyhine temas ve yaklaşma yasağı verebilir. İşbu tedbir ancak 14 günlüğüne alınabilir. Mağdur daha uzun süreli temas veya yaklaşma yasağı istediği takdirde yetkili mahkemye başvurması ve haklarını talep etmesi lâzım. Ağır hallerde polis faili gözaltına alabilir.
Mahkeme hangi koruma tedbirleri alabilir?
Mahkeme, şiddete uğrayan kişilere müştereken kullanılan konutu failin konuta girmesini yasaklayarak tahsis eder ve bundan başka tedbirleri alabilir.
1. Konutun tahsisi:
Mağdur, müştereken kullanılan konutun tahsisini gerekir ise hakkaniyete aykırı sertliğinden kaçabilmesi için talep edebilir. Örneğin, aynı evde yaşayan çocuğun esenliğine halel verilir ise hakkaniyete aykırı sertliği meydana gelmektedir. Şiddete karşı koruma kanunu sadece evli olan eşler için değil, müştereken kullanılan konutta yaşayan ve evli olmayan çiftler için de geçerlidir. Fakat konutun sadece kısa bir zamanda müştereken kullanılması yeterli değildir.
Bu bağlamda mağdur, ilgili kanuna göre sadece belirli bir süre için konutun tahsisini talep edebilir. Konutun tahsisine karar verilir ise fail konutun kullanılmasını zorlaştıracak eylemlerinden kaçınmalıdır.
Konutun tahsisi failin menfaatlerinin esaslı surette sınırlandırılması ile bir sertlik meydana getirir ise tahsis talebi mümkün değildir. Örneğin, failin meskensiz durumuna düşmesi ispat edilir ise ilgili talep mümkün değildir.
2. Mahkemece failin aleyhine verilen yasaklar:
Fail mahkemenin vermiş olduğu yasakları ihlâl eder ise ne olur?
Fail, mahkemenin vermiş olduğu ve icra edebilecek karara aykırı davranır ise ilgili kanun gereğince hürriyeti bağlayıcı ceza ile veya para cezası ile cezalandırabilir.
Siz bir şiddet mağduru musunuz ve hakkınızı savunmak istiyor musunuz?
Bu durumda sizin haklarınızı ayrıntılı olarak açıkladıktan sonra savunabiliriz. Bizden başka bir çok kamu kuruluşları da şiddet konusunda danışma ve yardım hizmetleri sunmaktadır.
Bir avukata danışmanız veya mahkemeye başvurmanız için paranız mı yok?
Avukatın veya mahkemenin masraflarını karşılamanız mümkün değil ise danışma masrafları yardımı ve adli yardımından faydalanabilirsiniz. Ancak kişisel ve maddi durumunuz özel şartlara tâbidir. Bu konuda da size yardımcı olabiliriz.

2002 yılında Alman Hukukunda Avukat Emre Hızlı tarafından kurulmuş olan Hukuk Bürosu "EMRE HIZLI & KOLLEGEN", müvekkillerine Alman ve Türk Hukukunda mahkeme öncesi, esnası ve sonrası temsilcilik sunmaktadır.
Türkiye`de de haklarınızı korumaktayız.
Temel vizyonumuz saygın ve bağımsız avukatlık mesleğini, mesleğin onuruna ve gerektirdiklerine en yakışır şekilde icra etmektir.
Deneyimli, dinamik çalışma ekibimiz ile müvekkillerimize mümkün olan en kaliteli hukuki hizmeti ve ihtiyaçları doğrultusunda en uygun hukuki çözümü hızlı ve güvenilir biçimde sunmaktayız.
İletişimin, karşılıklı etkileşimin ve fikir alışverişlerinin gücüne inanmaktayız. Müvekkillerimizle sürekli temas halinde kalarak, onlarla her türlü günümüz iletişim yolunu kullanarak, var olan gündemlerinde ki sorunlara çözüm üretmekteyiz. Bunun yanında öngörülü ve hedeflere kitli bir bakış açısıyla, sorunları daha ortaya çıkmadan engellemeyi kendimize hedef almış bulunmaktayız.
Sorunların çözümünde ortak akla ve konu kapsamında ki iletişim akışına inanmaktayız. Kayda değer yerel ve uluslararası iş ağlarımızın oluşturduğu sinerji ile müvekkillerimizin temsilinde, onların yararına her türlü etkileşimi kullanabilecek teknik kapasiteye sahibiz ve kullanmaktayız. Ortak amacımız olarak müvekkillerimizin memnuniyetini ilk sıraya yazmış bulunmaktayız.
Ekonomi, Şirketler, Ticaret, İş, Ceza, Aile, İnşaat, Sigorta, Uluslararası Özel Hukukun yanı sıra Türk Hukukunda da ağırlıklı olarak faaliyet göstermektedir. Ocak 2010`dan Mayis 2015 yılına kadar Avrupa Metropol Bölgesi Nürnberg Türk Alman İş Adamalar Derneği Başkanı idi, üyelik 2009 - 03/2024 (TİAD - www.tiad.de).– Türkçe biliyor.
Evlilik ve Aile Hukuku, Trafik Hukuku, Kira Hukuku, Miras Hukuku, Uluslararası Özel Hukuk, Türk Hukuku – Türkçe biliyor.
Sosyal Hukuk, Sosyal Sigorta Hukuku, Sigorta Hukuku, Medeni Hukuk, Tıp Hukuku, İş Hukuku . Büro adresi: Kühlenbergstraße 42, 97078 Würzburg.
Büromuz, ayrıca bazı alanlarda gereken uzmanlar (mali müşavir, noter v.s.) ile birlikte çalışmaktadır.
Şirket değer biçimi (Schätzung), İşletme denetimi (Betriebsprüfung), Vergi Ceza Hukuku (Steuerhinterziehung etc.). Büro adresi: Königstorgraben 7, 90402 Nürnberg
Sizler şu anda ya şirket sahibi veya iş verensiniz ya da yakın gelecekte bu konumda olmak istiyorsunuz. Sahibi olduğunuz veya olacağınız ya da yöneteciğiniz şirkete eleman almanız gerekiyor. Ekonomiye katkısı kaçınılmaz olan bu durum, beraberinde tabii ki belli zorunluklar ve zorlukları getirmekte. Kendi hukuk bürosunu yöneten bir avukat olarak, sizlerle bilmeniz gereken temel bilgileri paylaşmak istiyorum.
I. İş sözleşmesinin şekli / İspat gerekliliği
Yeni elemanlarınıza işe başladıkları ilk ay içinde esaslı çalışma ve sözleşme koşullarını içinde bulunduran yazılı bir belge verilmelidir (ispat gerekliliği).
Bu söz konusu ispat gerekliliği dışında tabii ki iş sözleşmeleri sözlü olarak da yapılabilinir.
Kanıt ve delil göz öne alındığında sözleşmeyi yazılı yapmanızı önerebiliriz.
II. İş sözleşmesinin içeriği
İş sözleşmesinde şu konuları düzenlemelisiniz:
• Sözleşme taraflarının isim ve adresleri
• İş yerinin ünvanı ve mekanı
• İş faaliyetinin tanımı, çalışma şekli
• İşe başlama tarihi
• Deneme süresi / Belirsiz süreli ibaresi / Belirli süre ise sözleşmenin süresi
• Çalışma süresi
• Yıllık izin
• Ücret ödeme / Ücret benzeri diğer ödemeler
• Ücret ödeme zamanı
• Sözleşmenin sona ermesi / Sözleşme fesih süreleri
III. İş verenin hakları
İş verenler elemanlarına karşı sözleşme içeriği doğrultusunda talimat yetkisine sahiplerdir.
Örneğin çalışma zamanı, şekli ve faaliyet mekanı konularında, yasal çerçeve sınırlarında geçerli olan bu talimat yetkisi, bunun dışında toplu iş sözleşmesi ve işletme sözleşmesi ile de şekillendirilebilir.
IV. İş verenin yükümlülüğü
Şu genel esaslı yükümlükler dikkate alınmalıdır:
İtina yükümlülüğü, İstihdam mükellefiyeti, Paralı izin hakkını yerine getirme yükümlülüğü.
Bunun dışında elemanınız talep ettiğinde özlük dosyasına bakmasına izin verme zorunluluğu, işten ayrıldığında çalışma belgesi verme mükellefiyeti ve hastalık durumunda ücret ödemeye devam etme zorunluğu başlıca yükümlükler olarak sayılabillinir.
V. İşletme numarası
Kim eğer bir işletme çerçevesinde elaman çalıştırıyorsa, işleşmesini Federal Çalışma Bakanlığı`na kaydetmesi gerekmektedir. Bu bakanlıkta kendilerine bir işletme numarası verilmektedir. Bu numarayla iş verenin sosyal sigortaya kaydı da gerçekleştirilmektedir.
VI. Sosyal sigorta aidatı
Sosyal sigorta aidatları iş veren tarafından maaş bordosu çerçevesinde tutulur ve konuyla ilgile sağlık sigortasına iletilir.
Emeklilik ve İşsizlik sigortaları için ise aidatlar iş veren ve işçi tarafından yarı yarıya paylaşılır.
Bakım ve sağlık sigortalarında ise elamanın ödediği aidat iş verene nazaran biraz daha yüksektir.
VII. Sosyal sigortaya müracaat
Sosyal sigortaya müracaatı iş verenin kendisinin yapması gerekmektedir. İlk maaş bordosu yollanana kadar, en geç iş başlangıcından 6 hafta sonra bu başvuru yapılmak zorundadır. Müracaat konuyla ilgili sağlık sigortasına yapılır.
VIII. Meslek sendikası
Daha iş başlangıcının ilk haftasında yeni elemanın konuyla ilgili meslek sendikasına başvurması gerekmektedir. Konuyla ilgili merci yasal kaza sigortasından sorumlu kurumdur. Bu konuda iş veren sadece ilgili aidatlardan sorumludur.
IX. Ücret vergisi
İş veren doğal olarak ücret vergisi yükümlülüğü taşımaktadır. Yanlız iş veren ücret vergisini işçisinin ücretinden keser ve bunu konuyla ilgili vergi dairesine iletir.
X. İş sözleşmesinin feshi
Fesihin geçerli olması için şunlar gerekmektedir:
• yazılı olarak açıklanmaladır
• işçinin eline ispat edilenebilecek bir şekilde geçmelidir
• fesih süreleri dikkate alınmalıdır
• fesih sebebi geçerli olmalıdır
Önemli sebepten dolayı verilen fesihler öncesinde ihtar unutulmamalıdır.
Daha önce söz konusu işçiniz için kullandığınız bir fesih sebebini, aynı isçiniz ile ilgili bir başka fesih için kullanılamaz
XI. Özet
Yukarıda bahsettiğimiz temel bilgileri benimserseniz, eleman çalıştırmak için önünüzde ilk adımda bir engel görünmez. Tabii ki kişiye göre her zaman başka engeller de çıkabilir. Bahsettiğimiz temel bilgiler dikkate alındığında elemanınız ile hukuksal temellere dayalı, sağlıklı bir başlangıç kolaylaşır.
Bu konularda ve benzeri hukuksal konularda bizlere her zaman ulaşabilirsiniz.
Özel hukukta olup da devletin önemsemesinden dolayı, fazlaca kamu gücünün hissedildiği İş Hukuku gibi branşlar hepimizi hayatımızda yakından ilgilendirmektedir. İş Hukuku işçi ve işveren arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuktur. İster işveren ister işçi olun, olayın iki tarafında da, hem arada ki resmi ilişkiden dolayı belli başlı haklarınız vardır, hem de yerine getirmeniz gereken yükümlülükler bulunmaktadır.
İçerdiği özgün hukuki yapılar, bir ikili borç ilişkisinden beklenmeyecek düzeyde kamusal bakış açısı İş Hukukunu çok kapsamlı bir alan haline getirmiştir. İş hukukunun en temel özelliği, bir özel hukuk sözleşmesi olan ve Alman Medeni Kanunu’nda düzenlenen hizmet sözleşmesiyle taraflardan birinin korunması amaçlamasıdır. Gerçekten de Alman İş Kanunları incelendiğinde, eşit koşullarda yapılması halinde işçi aleyhine kararlaştırabilinme ihtimali yksek hemen her konu düzenlenmiş ve işçi lehine bir alt sınır oluşturulmuştur. Sözleşmenin niteliği, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, tazminat, sözleşmenin feshi ve benzeri bir çok konu İş Kanunu’nda oldukça ayrıntılı düzenlenmiş ve işçinin burada belirtilenlerden daha aşağıda haklarla karşılaşması engellenmiştir. O sebeple İş Kanunu’ndaki düzenlemelerin büyük çoğunluğunu, işçi aleyhine değiştiremeyecekte ama lehine değiştirebilinen hükümler olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebepten dolayı işçilerin gereken koşullarda haklarını avukat aracılığıyla savunmaları büyük bir önem taşımaktadır.
İş hukukunun en önemli özelliklerinden birisi, hiçbir ikili borç ilişkisinde olmadığı kadar taraflardan birinin (işçinin), diğerine (işverene) bağımlı olmasıdır. İşçi işverenin emir ve talimatlarına uygun hareket etmek zorundadır. Bu durum, verilen talimatlara uygun hareket eden işçinin korunmasını gerekli kılar. Bu boyuttan bakıldığı zaman işverenlerin de bir çok hakları mevcuttur. İşverenler için de bu yüzden bu konulara gerekli hassasiyeti göstermeleri, gereken bilgileri ve danışmanlığı almaları ve tüm iş hukuku ile ilgili süreçte gerektiğinde avukat aracılığıyla haklarını savunmaları gerekmektedir.
Son olarak İş Hukukunda dikkat edilmesi gereken bir kaç unsura değinmek istiyoruz. Öncelikle İş Hukukunda hızlı hareket etmek çok önemlidir. Örneğin sözleşme feshi davaları için belirlenen süre, fesih elinize geçtikten sonra, sadece 3 haftadır. Bir başka önemli unsur da gereken yükümlülüklerdir. Fesih elinize geçtikten sonra 3 gün içinde kişisel olarak İş ve İşçi Bulma Kurumu`na (Arbeitsamt) çıkışınızı ve iş aradığınızı bildirmelisiniz. Yine bir başka önemli unsur, İş Hukunda hukuk sigortalarının önemidir. İş Hukukunda § 12 a ArbGG`e göre her taraf kendi avukat masraflarını karşılamakla yükümlüdür. Özel Hukuk`da olduğu gibi kazanmanız durumunda masrafları karşı taraftan alamazsınız.
Bugünlerde ekonomik kriz dillerde dolaşmaktadır. Bu durum bazı konularda hakkın ihlali ile birlikte pek acele öne sürülmektedir. Ama her konuda haklı sebep olarak görünmemektedir ! Hak sahibi bunu bilmeli. Bu yazıda iş hukuku örnek olarak açıklamak istediğimiz bir konu vardır:
„Değerli işçi, kusuruma bakma ama ekonomik kriz vardır, çıkışını vermem gerekiyor …“ işveren tarafından söylendiği takdirde işçi bunu kabul etmesi gerekiyor mu ? İşletmenin, işyerenin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli fesih nedenleri nelerdir ? Cevap:
Farz edelim ki işletmede 10 işçiden fazla çalışanlar bulunuyor ve de haksız feshe karşı korunma hukuku uygulanması gerekiyor. İş akdini bildirimli olarak feshetmek isteyen işverenin dayanabileceği fesih nedenlerinden biri de Alman Feshe Karşı Koruma Kanun`un 1. maddede (Kündigungsschutzgesetz) belirtildiği üzere; işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli nedenlerdir (betriebsbedingte Kündigung). Ancak yasada işletmenin, işyerinin ve işin gereklerinden kaynaklanan nedenlerin neler olduğu belirtilmemiş olup, bu nedenleri belirlemye yarayacak somut bir kıstas da verilmemiştir. Alman hukukunda „kaçınılmaz işyeri gerekleri“ bir kıstas olarak aranmaktadır. Bu hukuk sisteminde de işletme gerekleri ile fesihte objektif nedenlerle işçinin çalışma imkanının ortadan kalkması aranmaktadır. Fesih için objektif bir neden yoksa fesih geçersiz olacaktır. Yani işletme gerekleri ile feshin amacı, işyerindeki işçi sayısının işgücü ihtiyacına uyarlanması olmalıdır.
İşletmenin, işyerinin ve işin gereklerinden kaynaklanan geçerli nedenler; işyeri içi nedenler ve işyeri dışı nedenler olarak tasnif edilmektedir. İşyeri dışı nedenler işverinin bir etki ve isteği olmaksızın ortaya çıkan işyerinin etkileyen nedenlerdir (örneğin sürüm ve satış olanaklarının azalması, talep ve sipariş azalması, ülkede yaşanan ekonomik kriz v.s.). İşyeri içi nedenler ise işverenin işletme ile ilgili kararına dayanan işyerindeki her türlü yapısal ve teknolojik değişim sonucunda işgücü fazlasının ortaya çıkmasıdır (örneğin yeni çalışmalar yöntemlerinin uygulanması, işyerinin daraltılması, yeni teklonojinin uygulanması v.s.).
Kısaca: İşletmeye, işyerine ve işe ilişkin sebepler işçinin çalıştırılması ihtiyacını ortadan kaldırmalı ve mümkün olduğu ölçüde iş ilişkisi korunmalı, fesih son çare olmalı, fesihten önce başvurulabilecek yollar denenmelidir. Konumuza dayanarak; ekonomik kriz nedeni ile iş yoğunluğunun azalması nedenine paralel olarak kadro azaltılması yoluna gittiği gerekçesini fesih nedeni olarak geçebilir. Ancak kadro azaltılması şeklindeki gerekçesinin yerinde olup olmadığı, davacı olan işçinin dışında işçi çıkarıp çıkarmadığı, yeni işçi alıp almadığı saptanmalı ve sonucuna göre feshin geçerli nedene dayanıp dayanmadığı değerlendirilmelidir. Bazı işverenler, gereken şartları yerine getirmeksizin iş akdini pek acele „ekonomik kriz“ diyerek fesh ediyorlar. Bu bağlamda işçinin haksız fesih davası açması (Kündigungsschutzklage) önemle tavsiye edilir.
Gayrimenkul ve inşaat sektörü içinde barındırdığı özel konular ve yüksek meblağlardan dolayı hukuki açıdan uzmanlık gerektiren önemli bir branştır. Bu çerçevede bu yazımızda sizlere, İnşaat ve Gayrimenkul Hukuku`nun önemini ve temsilinde dikkat edilmesi gereken konulara değineceğiz.
Uzman avukatlık gereksiminin en hissedilen branşlarından biri olan bu hukuk dalı, içinde ki çeşitlilik ile günümüzdeçok kapsamlı bir konuma gelmiştir. Kısaca Özel İnşaat Hukuku olarak geçen bu branş, medeni hukuk dışında, içinde kamu hukukunu ve inşaat teknik terimlerini de barındırması sebebiyle, günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle, içerik olarak zorluk derecesi yüksektir. Bu sebeptendir ki, konuyla ilgilenen avukat olsun, hakim olsun, medeni hukuk ve kamu hukuku bilgilerinin yanında, teknik inşaat terimleri ve DIN-Normları hakkında da temel bilgiye sahip olması gerekmektedir.
Bu dalda uzmanlaşmış tecrübeli bir hukukçu, konuya olan hakimeyetinden yola çıkarak, bir çok konuda önemli ve esnek kararlar alabilir. Müvekkilinin yasal süreçte nasıl ve hangi çabuklukta haraket etmesi gerektiğini ve benzeri konularda nasıl adımlar atılması gerektiğini bilir. Bu branşta ki özel resmi ve gayriresmi biçimsel gereksimler hakkında uzmanlığı olan bir hukukçu davanın hangi tarafında olursanız olun, bu yasal süreçten kârlı veya en az kayıpla çıkılması için önemli kilit bir rol oynar. Bu yüzden özellikle uzman bir avukat önermekteyiz.
Sizlere bu kapsamlı konuyu gayrimenkul alımı örneğiyle anlatmak istiyoruz. Kendi evimizi inşaa etmek istediğimizi varsayalım. Bu konuda atılacak ilk adım, arsa alımıyla başlar. Bir çogumuz için, arsanın yeri ve ölçüleri dışında, en önemli faktör arsanın fiyatı ve nasıl finans edeceğimizdir. Daha bu aşamada Hukuk devreye girer. İlk bakışta uygun gelebilecek bir arsa, hukuksal araştırmalar yapılmazsa bizlere cok pahalıya patlayabilir. Tabiri caizse astarı yüzünü geçebilir. Örneğin arsanın imar planı var mı? Varsa her türlü imarı kapsar mı? Bu ve benzeri kamu hukukuna giren konular daha yolun başında karşımıza çıkmaktadır.
İmar planı dışında da kamu hukuku çerçevesinde altyapı bağlantıları gibi genel sorunlar da ortaya çıkabilir. Ayrıca her türlü yapı için belli başlı alınması gereken imar izinleri de gündeme gelebilir. Bir arsaya ev yapımı bir yana, gerekirse garaj yapımı için bile özel izin gerekebilir. Kötü sürprizlerle karşılaşmamak için gayrimenkul alımı öncesinde gerekli hukuksal araştırmalar yapılmalıdır.
Yıllar sonra bile daha gayrimenkul alımı gerçekleşmeden ortaya çıkan ama görünmeyen masraflar, siz arsayı aldıktan sonra karşınıza çıkabilir. Örneğin resmi makamlar, bir çok konuda, arsanın önce ki sahibinden değil, yeni sahibinden masrafları talep edebilirler. Bunlar alım aşamasından önce incelenmelidir.
Bir başka önemli konu ise, almayı düşündüğünüz gayrimenkul hakkında başka üçüncü şahısların haklarının olmamasıdır. Örneğin arsa üzerinde başka şahısların, yol veya kullanım hakları olabilir. Hukuksal olarak bu ve benzeri haklar elinizi kolunuzu bağlayabilir. Bu yüzden bu süreç de hukuksal destek almanız çok önemlidir.
İşin hukuku dışında da uzman bir avukat anlaşma sürecinde çok faydalı olabilir. Örneğin daha finansman sürecinde devreye girebilir ve bankayla görüşebilir. Veya satışı gerçekleştiren taraf ile görüşmeler de fiyat konusunda yardımcı olabilir. Yukarida verdiğimiz örneklere hukuksal olarak hakim olduğundan, fiyatı her süreçte asağıya çekebilir. Bugüne kadar bunun bir çok örneğini yaşadık ve % 5 - % 20 indirimlere imza attık ki, bu evin veya arsanın değeri ele alındığında çok büyük kazanç elde etmenizi sağlar. 200.000 €`luk bir gayrimenkul de mesela 10.000 € -40.000 € indirimler söz konusu olabilir. Avukat ücreti ortaya çıksa bile, bu değerler düşünüldüğünde, hem hukuksal güvence açısından, hem de maddi olarak kârlı bir iş yapmış oluyorsunuz.
Unutulmaması gereken bir başka konu ise, gayrimenkul alış ve satışlarında noter anlaşması yapılması gerektiği gerçeğidir. Bu süreçte de dikkate alınması gereken bir çok husus bulunmaktadır. Anlaşma yapıldıktan ve tapu ya kayıtlar yapıldıktan sonra göz ardı edilmeyen hukuksal noktalar beraberinde bir çok problem doğurabilirler. Tecrübemiz şunu gösteriyor ki, vatandaşlarımız böyle noter önünde yapılan anlaşmalarda, ki bu anlaşmalar hukuksal olarak son derece önemlidir, okuduklarını anlamadan imza atıyor ve büyük yükümlülükler altına giriyorlar. Şunu unutmayın ki, sonrasında anlamadığınızı iddia etmek, bu anlaşmalardan geri dönebileceğiniz anlamına gelmez. Bir çok mahkeme kararı şu yöndedir: İmza atmanız, anladığınızın göstergesidir, anlamadıysanız imza atmasaydınız. Misal olarak boş bir senete imza atmek örneğini verebiliriz. İçerik olarak da anlaması zor olan böylesine hukuk anlaşmalara imza atmanın telafisi çok zordur, çünkü noter anlaşmaları Alman Hukukunda ispat ve delil değeri açısından çok önemli evraklardır. Tecrübelerimizle bir başka değinmemiz gereken konu, noter ile konuşmalarda, vatandaşlarımızın yeterli almanca bilmemelerine rağmen, tercümansız gitmeleridir. Oysa ki, bu konuşmalar ve notere sorulabilecek sorular açısından çok önemlidir ve kesinlikle anlaşılması gerekmektedir.